Yeni dönemde Batı ile olan ilişkilerine önem veren Türkiye, İkinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası örgütlenme çabaları içinde yer almıştır: Türkiye, 1949 yılında Avrupa Konseyi, 1952 yılında ise NATO’ya üye olunmuştur. Bu doğrultuda, 1959 yılında AET’ye ortaklık başvurusunda bulunmuştur. AET Bakanlar Konseyi, Türkiye’nin yapmış olduğu başvuruyu kabul ederek üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık anlaşması imzalanmasını önermiş ve 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan Ankara Anlaşması’nın 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe girmesiyle Türkiye-AB ortaklık ilişkisi başlamıştır.
Ankara Anlaşması, Türk ekonomisinin geliştirilmesini ve nihai amaç olarak da tam üyeliği öngörmüştür. Türkiye’nin üyelik hedefine yönelik olarak “hazırlık dönemi”, “geçiş dönemi” ve “son dönem” olmak üzere üç devreden oluşan bir entegrasyon modeli öngörmüştür: İlk dönemde, taraflar arasındaki ekonomik farklılıkları azaltmaya yönelik “Hazırlık Dönemi” olarak belirlenen bu dönemde, Türkiye herhangi bir yükümlülük üstlenmemiştir. Buna karşılık, Topluluk, 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe giren Katma Protokol çerçevesinde 1971 yılından itibaren, tek taraflı olarak, bazı petrol ve tekstil ürünleri dışında Türkiye’den ithal ettiği tüm sanayi mallarına uyguladığı gümrük vergileri ve miktar kısıtlamalarını tek taraflı olarak sıfırlamıştır. Katma Protokol’ün yürürlüğe girmesiyle, hazırlık dönemi sona ermiş ve “Geçiş Dönemi”ne ilişkin koşullar belirlenmiştir. Bu dönemde, taraflar arasında sanayi ürünleri, tarım ürünleri ve kişilerin serbest dolaşımının sağlanması ve Gümrük Birliği’nin tamamlanması öngörülmüştür. Türkiye, “Geçiş Dönemi”nde, AB’den ithal ettiği sanayi ürünlerine uyguladığı gümrüklerini 12-22 yıllık listeler dahilinde kademeli olarak azaltarak sıfırlamayı ve Topluluğun Ortak Gümrük Tarifesi’ne uyum sağlamayı üstlenmiştir.
Türkiye-AB ilişkileri, siyasi ve ekonomik gelişmeler nedeniyle istikrarsızlık göstermiş, 12 Eylül askeri darbesinin ardından ilişkiler resmen askıya alınmıştır. İlişkilerin dondurulmasının ardından, AET ile Türkiye arasındaki en üst düzey karar alma organı olan Ortaklık Konseyi ilk kez 1986 yılında toplanabilmiştir. Bu noktada Türkiye, üyelik başvurusunda bulunmayı amaçladığını belirtmiş ve 14 Nisan 1987 tarihinde, Ankara Anlaşması’nda öngörülen dönemlerin tamamlanmasını beklemeden, Roma Antlaşması’nın 237., AKÇT Antlaşması’nın 98. ve EURATOM Antlaşması’nın 205. maddelerine dayanarak üyelik başvurusunda bulunmuştur. Komisyon, bu başvuru ile ilgili görüşünü 18 Aralık 1989’da açıklamış ve kendi iç bütünleşmesini tamamlamadan Topluluğun yeni bir üyeyi daha kabul edemeyeceğini belirtmiştir. Ayrıca, Türkiye’nin, Topluluğa katılmaya ehil olmakla birlikte, ekonomik, sosyal ve siyasal alanda gelişmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu nedenle, üyelik müzakerelerinin açılması için bir tarih belirlenmemesi ve Ortaklık Anlaşması çerçevesinde ilişkilerin geliştirilmesi önerilmiştir.
Türkiye, bunun üzerine, üyelik süreci açısından önemli bir adım oluşturacağını düşünerek Gümrük Birliği’ni tamamlamayı hedeflemiş ve 1 Ocak 1996 tarihinde Gümrük Birliği’ni tamamlanmıştır. Böylece Türkiye-AB Ortaklık İlişkisi’nin “Son Dönem”ine geçilmiştir. Gümrük Birliği’nin tamamlanması ile Türkiye-AB ilişkileri ayrı bir boyut kazanmıştır.
1997 Lüksemburg Zirvesinde Türkiye’yi aday üye olarak öngörmeyen AB’nin Türkiye ile olan ilişkilerinin dönüm noktası, 1999 yılında yapılan Helsinki Zirvesi’dir. Burada Türkiye’nin AB’ye adaylık statüsü teyit edilmiştir. 1999 yılında açıklanan İlerleme Raporu’ndaki ifadeler, ilk Katılım Ortaklığı Belgesi’nin de temelini oluşturmaktadır.
Aday ülkelerin üyelik sürecinde gerçekleştirmesi gereken tüm çalışmaları belli bir takvim çerçevesinde şekillendiren Katılım Ortaklığı Belgesi, 8 Mart 2001 tarihinde AB tarafından kabul edilmiştir. Türkiye tarafından hazırlanan ve ilk Katılım Ortaklığı Belgesi’nde yer alan önceliklerin hangi somut önlemlerle ve hangi takvim çerçevesinde gerçekleştirileceğini gösteren ilk Ulusal Program 24 Mart 2001, revize edilmiş Ulusal Program ise 24 Temmuz 2003 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Aday ülkeler içine girmeye çalıştıkları sisteme uyum için gerekli yasal düzenlemeleri yapmayı, ilgili reformları belirlemeyi kabullenmektedirler. Katılım Ortaklığı Belgesi çerçevesinde hazırlanan ilk Katılım Öncesi Ekonomik Program 1 Ekim 2001, ikincisi 14 Ağustos 2002, üçüncüsü 15 Ağustos 2003, dördüncüsü ise 30 Kasım 2004 tarihlerinde AB Komisyonu’na sunulmuştur. Bunun yanında, adaylık statüsünün Helsinki Zirvesi’nde teyit edilmesinin ardından, Türkiye’ye sağlanan mali yardım miktarı da artırılmıştır.
Reform sürecinde kaydedilen somut ilerlemeyi takiben, AB Komisyonu, 6 Ekim 2004 tarihinde, Türkiye’nin Kopenhag kriterlerine uyum yönünde kaydettiği aşamaların ve mevcut eksikliklerin saptandığı İlerleme Raporu’nu açıklamıştır. Komisyon bu Rapor’da, önceden belirlenmiş düzenlemelerin yürürlüğe girmesi koşuluyla Türkiye’nin siyasi kriterleri yeterli düzeyde karşıladığını belirtmiş ve katılım müzakerelerinin açılması önerisinde bulunmuştur. Bu öneri doğrultusunda, 16-17 Aralık 2004 tarihinde gerçekleştirilen Zirve’de, Türkiye-AB ilişkileri açısından son derece kritik bir noktaya ulaşılmıştır. AB liderleri, Türkiye’nin siyasi kriterleri yeterli ölçüde yerine getirdiğini belirterek müzakerelerin 3 Ekim 2005’te başlaması konusunda anlaşmaya varmışlardır. 3 Ekim 2005 tarihinde alınan kararla da üyelik müzakereleri ve tarama süreci başlamıştır.
Sitemiz en iyi 800x600 çözünürlük ve 24 bit (truecolor) renk derinliğinde izlenebilir.
Sitedeki tüm yazı ve resimlerin telif hakları saklı olup hiç bir şekilde izinsiz kullanılamaz.
Aksi taktirde yasal yollara başvurulacaktır.